3 Ekim 2015 Cumartesi

Biraz Kurgu Biraz da Gerçek

Kitap okurken tekrar aklıma geldi ve bu sefer rahatımı bozmayı göze alıp yazmaya karar verdim. Çok fazla okuyunca biraz da yazmak gerekirdi. Zehrin panzehiri gibi. Bir tür denge.
Zalimlik üzerine düşünüyordum o gün ve buna sebep olan 10-12 yaşlarındaki bir erkek çocuğuydu. Serin havaya rağmen kısa kollu beyaz bir t-shirt giymişti ve yaklaşık 5 metre ilerisindeki köpeğe taş atıyordu. İlki isabetsiz, ikinci biraz daha yakın ve üçüncüde hedefi vurdu piç kurusu.
Adımlarımı sıklaştırdım.Ama o epey uzaktaydı.-Normalde olsa o uzaklıktan fark etmeyebilirdim bile ama gözlük takma alışkanlığımı geri kazanmıştım ve olanları tüm netliğiyle görebiliyordum.- Yetişmek için koşmam gerekirdi. Koşsam ne olacaktı ki sanki? En fazla neden böyle davrandığını soracak ve böyle bir şey yapmanın yanlış olduğunu söyleyecek ve bir daha yapmamasını tembihleyecektim. O da; köpeğin onu ısırmaya çalıştığı veya havlayıp çeşitli nedenlerle rahatsız ettiğini falan söyleyip kendini haklı çıkartmaya çalışacaktı.
Belki de doğru söyleyecekti, belki de köpek gerçekten ona havlayıp onu ısırmak istemişti. Ben bir köpek olsam ben de o çocuğu ısırmak isterdim ya gerçi , neyse…
Olayı çözmenin bir yolu da yoktu. Ancak türler arası bir mahkeme kurulup çözülebilirdi. Tarafların şikayetleri dinlenir, ona göre karar verilirdi. Ben de yargıç olurdum. Adaleti sağlayan kahraman (!) Tabi böyle bir şey ancak benim zihnimde gerçek olabilirdi.
Acaba olayı fazla mı abartıyorum diye düşündüm ama işin içinden çıkamadım. Çocuğu niye zalim ilan etmiştim ki? Kendim ondan daha mı masumdum?
Aslında içten içe neden bu olayı bu kadar abarttığımı ve çocuğu neden zalim ilan ettiğimi anlayabiliyorum. Çünkü o sadece köpeğe küçük bir taş atmamıştı. Aynı zamanda bendeki umut duygusuna atmıştı o taşı. E bendeki umut kalesi de ancak iskambil kağıtlarıyla yapılanlar kadar sağlam olduğundan taş değil küp şekerle bile yıkılırdı, hatta üfleyerek bile.

Neyse köpek sol arka bacağının üstüne yediği taşla kaldı anlayacağınız. Ben de eylemsizliktense bari böyle bir yazı yazmış olmakla kalayım dedim. Olay bundan ibaret.

29 Nisan 2015 Çarşamba

bir köpeğin sıradan bir günü (mü?)



   Al işte.! Bugün karıştırdığı üçüncü çöp te karavana... ''Neyse en azından 2 ayak üzerinde duran bir vaziyette durarak çöp aramak iyi egzersiz oldu'' diye düşündü. Köpek olmak zor işti. Olsun en azından insan değildi. O kadar karmaşık bir yapıya sahip olmak daha zor bir işti ve zaten bundan dolayı da epey bi' bocalamışlardı . İnsanlarla genel bir problemi yoktu ama kendi türüne ve diğer hayvanlara zarar verenlere haddini bildirmek -elinden geldiğince- boynunun borcuydu. Onu sevmeyeni o hiç sevmezdi. İnsanlarla dost olanları anlıyordu ama, çünkü dost olunabilecek insanlar da vardı ve daima var olacaktı. Diğer bazı evciller de zekice davranarak yolunu buluyorlardı deyim yerindeyse. İnsanın böyle bir olayı vardı çünkü. Efendicilik oynamaya bayılırlardı. Nerede ve kim olursa olsun eline en ufak bir fırsat geçtiğinde asla kaçırmazdı. Bazı köpekler de -diğer evcil hayvanlar konu dışı- bunu yemiş ayağına yatıyorlardı. Bir kaç şirinlik vesaire derken karınlarını doyuruyorlardı. O böyle bir şeyi tasvip etmese de itiraz etmiyor ve anlayışla karşılıyordu.

    Kafasından bunlar geçerken dördüncü çöpe doğru ilerliyordu. Karşıdan gelen 2 adet insan gördü. 2 erkek. Biri büyük, biri küçük. Baba oğul olmalıydılar. İkisi de kot pantolon ve açık sarı mont giymişti, ikisi de sarışın mavi gözlüydü ve ikisinin de saç modeli aynıydı. Onları böyle yan yana görünce hüzünlendi. Kendi evlatları neredeydi acaba? Yaşıyorlar mıydı? Yanlarından geçerken küçük insan meraklı bir ifadeyle onu inceledi 5 saniye kadar ve gülümseyerek uzaklaştı.

   Biraz daha ilerledi, dar bir yoldan geçmesi gerekiyordu. Derken karşıdan serseri olduğu ön yargısına kapıldığı birinin ona doğru geldiğini gördü. O adamı kokusundan tanırdı. Birbirlerine iyice yaklaştıklarında adama yol vermek için kaldırımdan indi çünkü olay büyüsün istemiyordu. ''Varsın kendini efendi sansın'' diye içinden geçirdiği sırada kafasında bir ıslaklık hissetti. Adama doğru baktığında salak ve zafer sarhoşuymuşçasına bir ifadeyle ona doğru baktığını gördü. O an onu ısırmayı düşündü ama buna gücü yetmeyebilirdi. Adam ıslık çalarak yoluna devam ederken arkasından baktı ve söylendi ''Gerizekalı!!'' Eğer etrafta birileri vardıysa bunu bir çeşit havlama olarak duymuşlardır tabii. Sonra da kaderine boyun eğdi ve yoluna devam etti.

  Dördüncü çöp te boştu ve anlaşılan o günü aç geçirecekti. Yorgun ve çok mutsuz bir şekilde geceleri her zaman geçirdiği bölgeye -her bir köpeğin bölgesi vardı- gitti ve uzandı. İnilti seslerine hakim olamıyordu. Derken yorgunluktan uyuyakaldı.

  Rüyasında yavrularını gördü. İkisi de büyümüş ve kuvvetlenmişti. Huzurlu ve mutlu görünüyorlardı. Olamaz şimdi yanlarına 2 tane daha köpek gelmişti, aa a ve sanırım yakında torunları olacaktı. Rüya çok güzel ilerlerken birden ortaya çıkan yoğun kokularla bölündü.

 Gözlerini yavaşça açtı. Küçük bir dişi insan elindeki plastik bir tabakla ona doğru yaklaşıyordu. Hafif tedirgin de olduğu için ıslığıyla dost olduğunu göstermeye çalışıyordu. Kokular da tavuk eti olduğunun habercisiydi. Küçük kız yavaşça bıraktı tabağı ve ilk önce biraz tedirgin de olsa çabuk alıştı ve 1-2 dakika kadar nazikçe sevdi bizimkini. Köpek bir an arkadaki kişiyle göz göze geldi. Şevkatle kızını ve onu seyrediyordu. Bir an göz göze geldiler. İkisinin de gözü doldu. Birbirlerini anladıklarınan o kadar emindi ki göz yaşlarını daha fazla tutamadı. Ancak adam arkasını dönene kadar tutabildi. En azından ona görünmemeyi başarmıştı

  - ''Baba, onu eve alamaz mıyız?''
  - ''Ben de isterim ama evimiz (maalesef apartman) onun için uygun olmayabilir. Ama dediğim gibi benim de aklımda. Annene de sorarız ve düşünürüz bu konuyu.''
   -'' Söz mü?''
   - ''Kesin değil konuşacağız. Konuşacağımıza dair söz verebilirim ancak''
   - ''Benim içimde güzel bir his var, bence her şey çok güzel olacak'' dedikten sonra gülümsedi ve babasının kucağına atladı küçük kız. Beraber yavaşça gözden kayboldular.

 Köpek onların konuşmalarını kesik kesik duysa da anlamadı tabi. Ama insanların umut dedikleri şeyi yoğun bir şekilde hissediyordu. Bazen beraberinde beklentileri getiriyor olsa da umut olmak zorundaydı. Hem hayatı boyunca çile çekmişti. En azından umut etmeye hakkı vardı. Yemeğini yedi ve huzurlu tatlı bir uykuya daldı.


sis

  Bir adım ötesini görmek bile çok zordu. Bu denli yoğun bir sisle daha önce hiç karşılaşmamıştı. Sis tabakasının beyazdan griye geçişi, ner...