12 Kasım 2024 Salı

dubalara varıncaya kadar olan derinlik

 

Sahillerde su belli bir derinliği geçtikten sonra uyarı amaçlı ipli bidonlar vardır ya yazarken de tecrübesiz bir yüzücü gibi o bidonların gerisinde, güvenli bölgede kalmak istiyorum. Neden bilmem. Daha derine inip kendimi açık etmek istemiyorum belki okuyacak olanlara. Hatta belki kendimden bile çekiniyorum. Kendimin derin hali ile karşılaşmaktan bir adım geri duruyorum. Ama kanımca büyük yazarlar cesurca -ya da belki başka sebeplerle mesela umursamazlıktan- o sınırları rahatça geçebilen kişilerdir. Şu an aklıma gelen bazı örnekleri bile yazmadım mesela çünkü gerek yok. Nihayetinde insanız işte hepimiz bir sürü saçmalığımız, arızamız var. Byung-Chul Han’ın Palyatif Toplum’unda bahsettiği gibi acıdan kaçınmak için yapıyoruz birçok şeyi. Hep diğer insanların huzuruna çıkarken hazırlanıyoruz mesela. O gün kimseyle görüşmeyeceği belli olan birisinin en özenli günü olduğu kaç sefer görülmüştür? “Cehennem başkalarıdır” demiş Sartre. Bizler neyiz o halde? Melek olamayız, Şeytan da zeki kaçar. Bizden ancak zebani olur. Hem yeni yıl da yaklaşıyor. Zebanilik asgari ücretine zam gelecekmiş. ….

Kaslarım ağrıyor hem de sebepsiz yere-en azından bana göre-. Bu mevsimlerde üzerime bir ağırlık çöküyor. Zaman zaman öküzden bile ağır belki ama kaygıdan iyidir. O daha kötü. Ben kendimle mutsuzluğa da varım.(Savcı Esra’ya selam olsun!) Biraz daha özgür ve konforlusu işimi görür gibi. Ama insanoğlu asla yetinmez! Kendime cevap anlamında bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Arzularını frenleme konusunda kendimi görece başarılı bulsam da illa ki bir şeyler çıkacaktır. Daima keyfimi kaçıracak bir kılçık bulurum. Gerçi diplerdeyken de keyif alınacak “olsun be hayallerimizi de satmadık ya” seviyesinde bir teselli bulurum. Sorun Real Nihilism takımına karşı Pollyannaspor’un güçsüz kalması. Tokadı yiyoruz maçın sonunda ama golümüz de var yani -şeref golü de olsa. Neyse önümüzdeki maçlara bakacağız…

 Bu pesimistik bulutlar niye sıklıkla gelip benim üstüme yağıyor kim yolluyor ulan bunları? Nerenikanın oyunu bunlar? diye de düşünmedim değil. Dedim acaba sınıfsal mı bu mutsuzluk ama çık aga öyle değil. Öff Püfozz kadar paran da olsa ligin sonunda mutsuzluk şampiyon bence. Şimdi mesela çok uzun yıllar sonra öngöremeyeceğimiz bir yaşam formu gelse de çatlak ve titrek bir ekrandan bu yazıyı çözüp okusa güzel bir sahne. Hayat da öyle işte geneli çok da bir numarası olmayan bir dram. Ama güzel sahneleri de yok değil haa!

4 Ocak 2024 Perşembe

sis

 

Bir adım ötesini görmek bile çok zordu. Bu denli yoğun bir sisle daha önce hiç karşılaşmamıştı. Sis tabakasının beyazdan griye geçişi, neredeyse bir pamuk gibi elle tutulabilir yapısı bir tür sanatsal hayranlık uyandırsa da bu etki çok uzun sürmedi. Çünkü oraya neden ve nasıl geldiğini, ne kadar zamandır orada olduğunu hatta oranın neresi olduğunu bile bilmiyordu. Rüzgarın sesi, onunla eğlenen bir melodi tutturmuş gibiydi. Bütün vücudu gerilmiş ama özellikle sırt kasları çatlamak üzereymiş gibi hissediyordu. Ancak belki de bu sayede ayakta durabiliyordu. “Belki de öldüm ve ölenlerin bekleme odası böyle bir yerdir” diye düşündü. Her an karşısına bir şey çıkabilirmiş gibi tetikte ama bir o kadar da kendini savunamayacak kadar bitkin hissediyordu. Duyguların monosodyum glutamatı da böyle bir histi belki de. Karşısına her an Harry Potter evreninin ruh emicileri veya Yüzüklerin Efendisi evreninin nazgulleri çıkabilirmiş gibiydi. Ama o anda hiç beklemediği bir sürpriz ile karşılaştı.

Karşıdan ağır adımlarla ara sıra da ayaklarını yere sürterek geliyordu gelen. Ayakkabıların topuk kısımları yenmiş, bir tür terliğe evriltilmişti. Koyu renk bir kumaş pantolon giymişti. Üzerinde de yatay çizgileri olan tek cepli koyu renk bir polo yaka vardı. Kolları dirseklere kadar uzanıyordu ancak bu beden göbek bölgesindeki gizemli şişliği kamufle etmeye yetmemişti. Yakası yarı açıktı ve kırlaşmış göğüs kıllarının bir kısmı gözüküyordu. Göğüs cebinde bir kısmı içilmiş markası belli olmayan uzun sigara paketi vardı. Saçlarının yarısı dökülmüş geri kalanlar da hem beyazlamıştı hem de kulak üstüne çıkıyordu. Sakalı iki günlük ya var ya yoktu. Asıl ilginç olan bıyık bölgesiydi. Sakalından daha uzundu ancak bıyık diyebileceğimiz kadar da uzun değildi. Tüm bu özellikleriyle sis bulutundan tamamen çıktı. Yüzünde ortam ile uyumsuz bir neşe vardı. “Hh yeğenim sis var ama yol da var. Eskiden yol da yoktu eh-heh” diyerek uzaklaştı...      

3 Ocak 2024 Çarşamba

 Geçenlerde (yıl bile olmuş olabilir gerçi sizin için geçenlerde ne demek?) derste bir öğrencimin mavi pantolonu gözüme takıldı . Açık renk süt mavisi bir pantolon. Aniden gözlerim doldu. Gözbebeklerimi saat on iki yönüne sabitledim de kurtardık paçayı, damlamadı göz yaşı. O yaşlarda, belki biraz daha küçükken benim de benzer bir pantolonum vardı. Çok severdim. Kendimi birden otuzunu geçmiş olarak bulunca koydu herhalde bünyeye, ondan doldu gözlerim. Aynısı eğer yaşarsak altmış yaşında da olacak buna o kadar eminim ki. Bir gün belki de bir hastane aynası karşısında yaşayacağız benzer bir aydınlanmayı. Zaman durmuş gibi gelecek o an. "Şimdi durmuş gibi olabiliyorsan onca yıl niye hızlandın ulan!" diye isyan edeceğiz belki. Aynadaki surete bakacağız. Bir kısmı dökülmüş, kalanı beyazlamış saçlar, buruşmuş ve sağlıksız görünen deri. Çekilmiş diş etleri, parlaklığını yitireli çok olmuş gözler, titreyen uzuvlar filan. Birileri ya da bir şeyin hafta sonu eğlencesi hayatlarımız. Nefes al ve yaşa bakalım ölümlü. Ölüm sürecine ilk gözden tanıklık et! Aman neyse! Bu tür şeyler işte. Günün bir kısmında piyano çalmaya çalışan insanları seyrediyorum, kalan kısmında da hayatı seyrediyorum. Birinci dediğime en azından müdahale ediyorum. İkincisine daha az ya da hiç. Nasıl olsa bir süre sonra hiç olmamış gibi olacağız. Şerefsiz, hain olarak hatırlanmaktansa hiç hatırlanmamak daha iyidir. Başkalarının yaşamına olumlu bir katkınız olabiliyorsa ne ala. Olamıyorsa en azından hiç olmasın. Olumsuz anlamda katkınız oluyorsa da ya kendinize çeki düzen verin ya da kötülüğünüzü kabul edin. Biraz da kitap okuyun. Beynimiz yazılı metni daha çok ciddiye alıyor hala. Geçenlerde(buradaki geçenlerde bir hafta mesela) Marcus Aurelius'un Kendime Düşünceler'ini okudum. Marcus Abi'nin youtube kanalı ya da podcast'i ve olsa oradan dinlemiş olsam aynı etkiyi yaratmayacağından eminim. 
İmza: Zeki Nuri Demirceylan

dubalara varıncaya kadar olan derinlik

  Sahillerde su belli bir derinliği geçtikten sonra uyarı amaçlı ipli bidonlar vardır ya yazarken de tecrübesiz bir yüzücü gibi o bidonların...